Su Kaynakları Yazdır e-Posta

Türkiye'de doğal yaşam ortamlarının devlet eliyle yok edilmesi ve buna olanak tanıyan yasal altyapının temelinde sıtma hastalığı yatmaktadır. Ancak 1950'li yıllarda Dünya Sağlık Örgütü'nün tavsiyesiyle bu hastalıkla mücadelede strateji değiştirerek, sivrisinek yerine sıtma plazmodyumu ile savaşa başlayan Türkiye, 1960'lı yılların başlarında sınırları içindeki son sıtmalı hastayı da tedavi ettikten sonra sulak alanların peşini bırakması gerekirken, bunu yapmamıştır. Sulak alanların korunmasına imkan tanıyan Ramsar Sözleşmesi'ne 1994'te Türkiye'nin taraf olmasından sonra kurutma işlemleri yavaşlamış olsa bile bu kez de sulak alanları besleyen akarsular üzerinde yapılan barajlar drenaj benzeri sonuçlara yol açmışlardır. Türkiye'de özellikle 20. yüzyılın son yarısında en fazla tahribe uğrayan ve önemi bir kısmını tamamen kaybettiğimiz doğal yaşam ortamlarının sulak alanlar olduğu söylenebilir.

Drenaj, doğal su rejiminin bozulması (sulak alanları besleyen su kaynakları üzerine barajlar yapılması veya sistemden aşırı miktarda su alınması), kirlenme, sürdürülebilir olmayan balıkçılık ve avcılık, yabancı türlerin aşılanması gibi nedenlerle önemli sulak alan kayıpları yaşanmıştır.

Amik Gölü, Hatay: 75 bin metrekarelik Amik Gölü’nün suyu, 1968’de açılan dört drenaj kanalı ile Asi Nehri’ne boşaltıldı. Altı yıl süren ıslah çalışmaları sonucu göl kurutuldu ve tarım yapılmaya başlandı. Ancak gölden elde edilen yer, çevreye göre altı metre daha aşağıda kaldı. Drenaj kanallarının, tıkanması sonucu da en küçük bir yağmurda dolarak neredeyse eski haline dönüyor. Böylece her yıl onbinlerce dönümlük ekili alan sular altında kalarak heba oluyor. Amik Gölü’nün kurutulması ile birlikte Hatay’ın ikliminin de değiştiği kaydediliyor. Bölgede yağışlar düzensizleşti, bu da sellere yol açıyor. Amik Gölü'nün kurumasının yarattığı sıkıntılar sonrasında, dört yıl once büyük sel felaketi yaşandı
Ayrıca kurutularak tarım alanı haline getirilen ve önemli bir kuş göç yolu üzerinde olması nedeniyle kuş-uçak çarpışmaları açısından Türkiye'nin en riskli bölgesi olan  Amik Gölü zeminine havaalanı yapılması gündeme geldi

Kestel Gölü, Burdur: Burdur’un Bucak ilçesinde yer alan Kestel Gölü de tarım arazisi kazanmak amacıyla kurutuldu ve gölü besleyen Çeltikçi çayının suyunun tamamı tarım alanlarında sulama amaçlı kullanılmaktadır. 1965'te kurutulan Kestel Gölü'nün, eskiden bir suni göl olduğunu DSİ tarafından iddia edildi. DSİ’ye göre bu suni göl, yerleşim alanlarını sel baskınlarıyla tehdit etmemesi için, köylülerin isteği üzerine kurutuldu. Oysa gölün varlığı ve tarım arazisi açmak amacıyla kurutulduğu yörede oturanlar tarafından belirtilmektedir..

Gavur Gölü, Kahramanmaraş: 1950'li yıllardan itibaren sıtma ile mücadele ve tarım alanı elde etmek amacı ile kurutulmaya başlanan Gavur Gölü, açılan büyük kanallarla Aksu Çayı ve Ceyhan Nehri'ne bağlanmıştır. Kurutma çalışmalarının 1966'da tamamlanmış ve 7 bin 125 hektar alanı kurutulmuştur. Kurutma işleminin başlamasıyla taban suyu istenilen düzeyin çok altına kısa sürede bilinçsiz şekilde düşürülmüştür.

Suğla Gölü, Konya: Suğla Gölü de yine tarımsal amaçlı kurutuldu. Konya’nın Seydişehir İlçesi`nde yapılan Suğla Barajı ile hem Konya Ovası sulanması, hem de göl çevresindeki 14 bin 600 hektarlık alüvyonlu arazinin tarıma açılması planlandı. Bugün Suğla Gölü sulak alan niteliğini kaybetmiş halde rezervuara dönüştürüldü.

Samsam Gölü, Konya: Samsam Gölü de tarımsal amaçlı olarak kurutma çalışmaları başladı. Bölgenin tarıma açılmasının üzerinden yıllar geçti ama topraklar hala büyük ölçüde tuzlu ve kesinlikle verim alınamıyor. Önümüzdeki yıllarda Konya Havzası’nın kuraklık ve çölleşme tehlikesiyle karşılaşması kaçınılmaz. Çok su isteyen bir bitki olan şeker pancarı yoğun olarak ekili.

Akşehir Gölü, Konya: Yaklaşık 15 yıl önce 350 kilometrekarenin üzerinde alana sahip Konya'nın Akşehir İlçesi'nde bulunan Akşehir Gölü'nün toplam alanı 30 kilometrekareye, en derin yeri ise 1 metreye kadar düştü. Göl, yıllardır Sultandağları'ndan doğan Karabulut, Adayan, Nadir, Akşehir ve Saray çaylarıyla besleniyor ve Eber Gölü'ndeki fazla suyu alıyordu. Ancak su kaynakları üzerindeki baskı ve verimsiz sulama yöntemleri sonucu bu su kaynakları da kurudu.


Eber Gölü, Bolvadin, Afyon: Göller bölgesinde yer alan Eber Gölü Bolvadin sınırları içinde yer alır.Sultan Dağları’nın kuzeyi ve Emir Dağı’nın güneyinde uzanan çöküntülü alanda yer almaktadır. 30-40 yıl öncesine kadar kuş ve balık cenneti olan Eber Gölü, önmeli bir geçim kaynağı olan kamış ve sazlıklarıyla da ünlü. Göl çevresindeki halkın büyük bölümü balıkçılık ve göl kamışı ile geçimini sağlıyor. Ancak Göldeki kirlilik, kuş ve balık türlerinin yanında bölge halkını da tehdit eder bir seviyeye ulaştı. Bölgede yağışların az olması nedeniyle son yıllarda göl yeterince beslenemiyor. Akarçay Akarsuyu, gölü besleyen en önemli ve tek kaynak. Buharlaşmanın yanında sulama için çekilen su gölün su seviyesinin düşmesine neden oluyor.


Tuz Gölü: 1997’de 260 bin hektar alanı kaplayan Tuz Gölü, 7 yılda 100 bin hektar azalarak 160 bin hektara düştü. Konya ilinin kanalizasyonu ve tarımdan dönen sular arıtılmadan Tuz Gölü’ne verilmesi, göle yönelik en büyük tehdidi oluşturuyor. ÖÇKK ve WWF Türkiye tarafından hazırlanan Yönetim Planı’nın bu konuya bir çözüm getirmesi bekleniyor.


Beyşehir Gölü: Konya-Çumra Ovası’ndaki tarım alanlarının sulanması amacıyla aşırı su çekimi yapılıyor. Göl kıyılarında kumullaşma, erozyon, sualtı bitkilerinde artış, balıkların yumurtlama alanlarında bozulma başladı. Balık türlerinde büyük azalma görüldü. Atıklar ve tarımdan dönen sular gölü tehdit ediyor.

Hotamış Sazlığı, Konya: Tahliye ve sulama kanallarıyla alanın su rejimine yapılan müdahaleler sonucu sazlık büyük ölçüde kurudu. DSİ, Konya Ovası Projeleri kapsamında tarımdan dönen suların Hotamış’ta depolanması için alanın baraja dönüştürülmesini planlamakta.

Eşmekaya Sazlığı, Konya: Devlet Su İşleri, Aksaray ilçesi sınırındaki bu sazlığı baraj gölüne çevirme çalışmalarına 1995’te başladı ama çeşitli nedenlerden dolayı bitirilemedi. Sulak alan büyük ölçüde zarar gördü, alanın tamamı kurudu.

Yıllık ortalama yağış : 643 mm/m 2

Türkiye’nin yüzölçümü : 780 000 km 2

Yıllık yağış miktarı : 501 milyar m 3

Buharlaşma : 274 milyar m 3

Yeraltına sızma : 41 milyar m 3

Yüzey Suyu

Yıllık yüzey akışı : 186 milyar m 3

Kullanılabilir yüzey suyu : 98 milyar m 3

Yer altısuyu

Yıllık çekilebilir su miktarı : 14 milyar m 3

Toplam Kullanılabilir Su (net): 112 milyar m 3
   

Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km 3 tür. Bu suların % 97,5’u okyanuslarda ve denizlerde tuzlu su olarak, % 2,5’u ise nehir ve göllerde tatlı su olarak bulunmaktadır. Bu kadar az olan tatlı su kaynaklarının da % 90’ının kutuplarda ve yeraltında hapsedilmiş olarak bulunması sebebiyle insanoğlunun kolaylıkla yararlanabileceği elverişli tatlı miktarının ne kadar az olduğu anlaşılmaktadır.

Türkiye’de yıllık ortalama yağış yaklaşık 643 mm olup, yılda ortalama 501 milyar m 3 suya tekabül etmektedir. Bu suyun 274 milyar m 3 ü toprak ve su yüzeyleri ile bitkilerden olan buharlaşmalar yoluyla atmosfere geri dönmekte, 69 milyar m 3 lük kısmı yeraltısuyunu beslemekte, 158 milyar m 3 lük kısmı ise akışa geçerek çeşitli büyüklükteki akarsular vasıtasıyla denizlere ve kapalı havzalardaki göllere boşalmaktadır. Yeraltısuyunu besleyen 69 milyar m 3 lük suyun 28 milyar m 3 ü pınarlar vasıtasıyla yerüstü suyuna tekrar katılmaktadır. Ayrıca, komşu ülkelerden ülkemize gelen yılda ortalama 7 milyar m 3 su bulunmaktadır. Böylece ülkemizin brüt yerüstü suyu potansiyeli 193 (158+28+7) milyar m 3 olmaktadır.

Yeraltısuyunu besleyen 41 milyar m 3 de dikkate alındığında, ülkemizin toplam yenilenebilir su potansiyeli brüt 234 milyar m 3 olarak hesaplanmıştır. Ancak, günümüz teknik ve ekonomik şartları çerçevesinde, çeşitli amaçlara yönelik olarak tüketilebilecek yerüstü suyu potansiyeli yurt içindeki akarsulardan 95 milyar m 3, komşu ülkelerden yurdumuza gelen akarsulardan 3 milyar m 3 olmak üzere yılda ortalama toplam 98 milyar m 3, 14 milyar m 3 olarak belirlenen yeraltısuyu potansiyeli ile birlikte ülkemizin tüketilebilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar m 3 olmaktadır.

 

Su varlığına göre ülkeler aşağıdaki şekilde sınıflandırılmaktadır;

 

  • Su fakiri: yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1 000 m 3 ten daha az
  • Su azlığı: yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 2 000 m 3 ten daha az
  • Su zengini: yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 8 000- 10 000 m 3 ten daha fazla

 

Türkiye su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1500 m 3 civarındadır.

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) 2030 yılı için nüfusumuzun 100 milyon olacağını öngörmüştür. Bu durumda 2030 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1 000 m 3/yıl civarında olacağı söylenebilir. Mevcut büyüme hızı, su tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi faktörlerin etkisi ile su kaynakları üzerine olabilecek baskıları tahmin etmek mümkündür. Ayrıca bütün bu tahminler mevcut kaynakların 25 yıl sonrasına hiç tahrip edilmeden aktarılması durumunda söz konusu olabilecektir.

Dolayısıyla Türkiye’nin gelecek nesillerine sağlıklı ve yeterli su bırakabilmesi için kaynakların çok iyi korunup, akılcı kullanılması gerekmektedir.

feed0 Yorumlar

Yorum Yazın
 
  eksi not | artı not
 

security image
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu girin


busy
Yazılarla İlişiki Seçenekleri

Son Güncelleme ( Wednesday, 26 December 2007 )